...ßınl€rc€ GöZ GırıyoR SınırLarımdaN...

Salı, Ocak 31, 2006

gerek yok

kızdınız
siz haklıydınız
artık size gerek yok!

Perşembe, Ocak 26, 2006

sınırlar zorlanmamalı


bugün löp diye bir sıkıntı çöktü hayırlara çıksın..
böyle binayı ateşe verip kaçasım, dağlara çıkasım geldi..
c vitamini almam gerekiyormuş annem öyle dedi..
saçma sapan sorular beynimde geziniyor, kovuyorum gitmiyorlar..
  • En son ne zaman meyve yedim ben?
  • Nurgül yeşilçay osman nejatı ne zaman gösterecek?
  • Kitabımın ismi "hayatla karışık 1 fincan kahve" olsa nasıl olur?
  • Ben kitap yazdım da haberim mi yok?
  • Şimdi bu yazıya nasıl bir resim gider?
  • İnternet neden bu kadar dünyamızı istila ediyor?
  • Çay mı içsem ayran mı?
  • Bot mu giysem terlik mi?
  • Dün gördüğüm sümüğünü duvara süren adam yaptığından dolayı vicdan azabı çekiyor mu?
  • Bi nuriye teyze vardı naapıyor o?
  • Karpuz kabuklarını bahçesine attığım kadın cennetlik mi cehennemlik mi?
  • Avrupa yakasında ben de oynayabilecek miyim?
  • Los encılıstaki büyük annem ve büyük babam beni özledi mi?
  • Şizofren miyim Mani-depresif mi?
  • Boyun kemiğimi düzleştiren boyun kaslarımın davası ne zaman görülecek?
  • Depresyon ilacı en fazla kaç saat uyutur?
  • Testere filmindeki şırınga havuzunu nasıl çekmişler?
  • Natalie Portman denen hatun kişisi bugün nie sinir etti beni?
  • IQ m kaç?
  • İçimde 3 kat çorap 2 kat kazak 1 adet çeket elde eldiven başta bere olmasına rağmen neden hala üşüyorum?
  • 7 senedir tuttuğum günlükler tanrı karşısında aleyhime delil olarak sunulur mu?
  • Atatük ün kemikleri sızlıyor mu?
  • Terapistimi kaçıncı ekişim?
  • Psychedelic kim?
.................................................biip biip biiip!!!!!!!!!!!

gününüzü ziyan etmeyin


Çok zaman önceydi.
O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı;
İşin ilginç tarafı, tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bu günü
Oysa yarın, bugüne dün diyor,
Dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi bugünü yaşamayı
Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.
Bu günü eline yüzüne bulaştırdı...
Mutsuz oldu insan.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;
Ama bu günü hiç yaşayamadı.
Ne yarın ne de dün!

Çarşamba, Ocak 25, 2006

baş&kafa&ser&..





kafam basmıyor bazı şeylere..
o zaman niye direniyorum ?
kuma gömün beni!

karışık hayatla 1 fırça darbesi
















çizemesem de hayal edebiliyorum..

2002


yıllar sonra karşıma çıkınca
sakın gözlerimden seni unuttuğumu sanma
onlarda sadece yılların hasretini bulabilirsin
bir kuşun kanadında getirmiştim sana sevgiyi
ve
uçunca dağıtacağını düşünmüştüm sevgimizi tüm diyarlara
insanlar sevdim tanıdık diyarlarda
ayrılıklar gördüm yalancı akşamlarda
seni sevdim en boş ve zamansız anımda
ellerin olmak bu kadar kolay mıydı?
söyle bunlar bana reva mıydı ? 2002..

kon dilimin ucuna kar tenesi





arkamda mükemmel bir görüntü var..
orta denilebilecek yavaş yavaş içime süzüldüğünü hissettiğim kar taneleri...
kar tanelerinin çeşitli şekilleri varmış resimlerini görmüştüm..
nasıl çekmişler acep onları erimeden?
kaniatın o kadar çok mucizesi var ki aslında
görebilene..

Salı, Ocak 24, 2006

bazen

bazen eski sözcüklere bakmaz mısın?
nasıl küçük nasıl zararsızlar
oysa orda ne yalanlar ihanetler gizli
korkma!
bir daha gelmem üstüne
çünkü ben kayboldum
geri dönmem imkansız
hem uzak hem hoyrat senin ülken
çünkü ben kayboldum geri dönmem imkansız
yine de mutluyum
bazen eski defterleri açmaz mısın?
onlar, masum duran o saklı sayfalar
pistir ve temizdir sadece laf vardır orda
bir daha gelmem üstüne
çünkü ben kayboldum
geri dönemem imkansız
hem uzak hem hoyrat senin ülken..

ölü-diri & iyi-kötü gibi

"ölün gelsin senin bana yeter artık" demişti..
ben zaten yaşamıyorum ki!
zaten hiç diri geçmedim ki o kapıdan..
bilemedi ve hiç bilemeyecek...

rüzgar


es deli rüzgar
doldur nefesinle odamın içini
iliklerime kadar üşüt beni
odamı terkederken beni de al yanına
bir yağmur damlasıyla bırak boşluğa
ve tam yere düşecekken sarıl boynuma
çıkar en yukarıya
görmediğim şehirlere, tadamadığım hayata..
bir huzur kaplasın içimi
sonra döndür yuvama..
yatağıma yatır, üstümü ört o güzel nefesinle
yanağıma küçük bir öpücük kondur ve de bana;
''YİNE GELECEĞİM YANINA...''
17/11/2005/23.22

anlayamadım

çürümeye mahkummuşum ben!
hayallerim, hayatım dikenli tellere takılmış
alışamamışım
anlayamamışım
yaşayamamışım...

ben..çoktan..


duvarlara konuşurmuşum
fazla sinir olurmuşum
ciğerleri dumanla doldurup bayram ediyormuşum
ailemi sevimiyormuşum
annemle hiç konuşmuyormuşum
gözlerimi çivileyip akan kanları izliyormuşum
yerden sakız alıp çiğniyormuşum
beğensin diye gelirse ölüm makyajsız gezmiyormuşum
(bkz: zamparanın ölümü-beğensin diye gelirse ölüm makyajsız gezmeyen kız modeli)
çocukların oynadığı parka gidip gözlerine kum atıp salıncakları kendime mal ediyormuşum demokrasiden anlamıyormuşum
şizorfrenlere özeniyormuşum
selam verene sktr çekiyormuşum
günlüklerimi yakip günleri çöpe atıyormuşum..
her gün bitiminde aynaya bakıp sırıtıyormuşum
ben çoktan -YOK- olmuşum!

parçalandım


paramparça hayatlar gördüm çoğu camekanlarda..
çekip almak, kurtarmak istedim hepsini
gördüler ama işitmediler beni..
güldüler..
küçük gördüler gözlerimdeki ışığı..
inanmadılar!
ağladım!
"neden kurtarmama izin vermiyorsunuz?" dedim..
içlerinden biri usulca yaklaştı "paramparça sensin, biz değil..."
öylece kalakaldım ve baktım..
PARAMPARÇAYIM...

tut elimi


hayat;
beni luna parka götür
elma şekeri al, keten helva al
bindir dönme dolaba
seninle döneyim öyle aynı yörünge de saatlerce
sonra dönerken dönme dolap en tepede kitlensin
yatayım omzuna akıtayım gözyaşlarımı bulunduğum yerden aşağıya
saçımı okşa, şefkat istiyorum!
beni kimse anlamadı diyorum
acıma ama sev beni!
öp yanaklarımı, sarıl sıkı sık..
"burda güvendesin, içimdesin, benimlesin" de artık
korkuyorum hayat!
nolur konuş benimle
hayır!
"gitmeliyim" deme
beni böyle bu yüksek kuyuda öylece bırakma
acıma ama sev beni!

oyunun sonu


kalbim ağrıyor hayat..
çok acı çekiyorum ama aşk, dost, çevre acısı değil bu..
bu bambaşka bir şey!
Tanrıma dua ediyorum her an, sabır gerçenten zor geliyor..
imtihanlar acı, yükünü kaldıramıyoruz..
hayat boşsun diyoruz buna inat misilleme mi yapıyorsun?
insanlar dışarıdan ne kadar da güzel buluyor bizi acımızı haykıramıyoruz!
sorunsuz, huzur dolu yıllarmı geçirdik?
en son ne zaman soluduğumuz hava ciğerlerimizden iliklerimize kadar işledi?
parayı kim icat etti?
ilk kim dolandırıcılık yaptı?
ilk kim aç kaldı?
kim vicdanı huzur dolu helalden başka para yemeyendi..
kimdi bunlar bilen var mı?
çocuk kalmak istiyorum ben!
bilmemek ve her şeyi kendi göz penceremden toz pembe görmek..
hatalarıma gülünülmesini istiyorum!
en büyük hatamın bardak kırmak olmasını istiyorum...!

ders alın!

siz yapmayın benim gibi..
hatalarınızla kendi sonunuzu hazırlamayın..
yıpratmayın, yıpatılmayın
huzur bulun!
ruhunuzu bulun!
ben kaybedenlerden olmuşum
bu küçücük yerde yapayalnız kalan yenik düşen ve gerçekten mücadele etmekten yorgun düşenler kategorisinde doğmuşum..
yapılan her hareketi doğru bulmuşum..
yaşamı kendimden ibaret sanıyormuşum..
değer verip almıyormuşum..
yokolup bitmiş, tükenmişim!
gözlerim çoktan beni terketmiş..
gözyaşlarım bana ait diilmiş..
ömrümü yedim,
ömrümü yedi,
ömür yedirdim..

kuşak çatışmaları-yeni nesil gençlik


Yaşlanıyoruz..
Bugün üniversite ögrencilerinin çoğunluğunu 1983 doğumlular ve daha küçükler oluşturuyor. "Gençlik" onlara deniyor.
Onlar için Soğuk Savaş bir bilgisayar oyunu.
AIDS doğduklarından beri var.
CD doğduklarından beri var.
Michael Jackson onlar doğduğunda beyazdı.
Bülent Ersoy onlar doğduğunda kadındı...
Eski filmlerde Ajda Pekkan'ı görseler tanımazlar.
Küçük Emrah'ı, Emrah'ın gayrımeşru oğlu sanıyorlar.
Rıdvan Dilmen onlar için sadece bir TV spor yorumcusu ve ona neden "şeytan" dendiğini bilmiyorlar.
Kenan Evren onlar için tonton bir ressam.
Onlar için "Çarli'nin Melekleri" ve "Görevimiz Tehlike" sadece geçen senenin yeni vizyon filmleri.
Siyah beyaz bir bilgisayar ekranı olabileceğini düşünemezler.
Pac-Man'i bilmezler.
Amiga ve Commodore 64'leri olmadi hiç.
Siyah beyaz bir televizyon olabileceğine inanmazlar ve uzaktan kumanda olmadan nasıl kanal değiştirileceğini bilmezler.
Balkonda hiç anten ayarı yapmadılar.
Sadece tek bir kanalın günde belirli saatlerde yayın yaptığı dönemlerde dinozorların da yaşadığını düşünürler.
Dallas'ı sadece NBA maçlarından bilirler.
Flamingo Yolu ise sadece bir bar adı olabilir onlar için.
John Travolta'yı hep balık etli ve yuvarlak hatlı olarak gördüler ve onun nasıl olup da bir dans ilahı olabildiğini hayal bile edemezler.
Ve bizlerin de üniversitedeyken cep telefonsuz nasıl yaşayabildiğimize akıl erdiremezler..
Şimdi bakalim yaşlanıyor muyuz bir görelim.....
1. Yukarıda yazılanları anlıyor ve gülümsüyorsun.
2. Artık dışarda geçirilen bir gecenin ardından öğleden sonraya kadar uyumaya ihtiyacın var.
3. Arkadaşların bir bir evleniyor.
4. Küçük çocukların bilgisayarla nasıl çok rahat oynayabildiklerine her zaman hayret ediyorsun.
5. Liseli gençlerin ellerinde cep telefonlarını görünce kafanı sallıyorsun.
6. İsine her geçen gün daha çok bağlanıyorsun. Artık o senin hayatın.
7. Arkadaşlarınla hergün telefonda daha az vakit geçiriyorsun.
8. Zaman zaman arkadaşlarınla buluşup, beraber yaşadığınız komik anıları tekrar tekrar anlatıp,eski güzel günleri yadediyorsun.
Evet kabul etsek de etmesek de hepimiz yavaş yavaş yaşlanıyoruz...

günümüz ıspartası



1995-2006

güller diyarı derler


1975














1965

eski ısparta




ısparta_1929







beyaz kristal


bembeyaz bir güne uyandım bu sabah
güzel bir gün diye geçirdim içimden..güzel olmalı..
yerlerde bıraktığım izler farklıydı..
başka gözlerle, başka gözlerde seyre daldım etrafı..
gazetemi, poğaça mı aldım.. otobüsün en önüne oturdum..
güzel bir gün! ayakta kalmadım..
öğrenciler sınava, bizler işyerlerimize..
herkesin kendine göre telaşesi var işte..
hayat, aslında pencerenden nasıl bakarsan öyle..
bir duru bir fırtınalı..
yine de güzel!
güzel bakıyorum bugün herşeye
her insana, her canlıya, her parçaya..
umut ve temennilerle ayaktayız..
sanırım yaşamak için böyle olmalı..

özlü söz

İnsan, yüreğinin inkar etmediği yere aittir."
Richard Bach

tepe tepe kullanalım

bırakta insanların ne olduğuna ben karar vereyim
insan doğru olduğu müddetçe insandır
yanlışşa
gözümde maldan başka bişii diildir!

ruhun dirilişi


19. yy filozoflari, cagin ölümünü sakidilar.Sakidilar.Cünkü ruhlarin ölüm azabindan adeta bir zevk aliyorlardi.Nietzsche: "Tanri oölmüstür." derken bir ölümü teshiste degil, ölümün objesinde yanildi.Ölen , ölmeye yüz tutan, ölmüs gibi, ölümün ilk bayginliginda carmiha gerilmis gibi olan, ruhtu.Allah ölmez, her zaman Diridir O.Üstelik yalniz Diri degil, Dirilticidir de.Öldüren de O, Dirilten de.Nietzsche yanildi: ölen ruhtu, Tanri degil.Ruh, ölüm carmihinda can cekisirken, azabin siddetinden; kendinin öldügünü söylemek isterken, kaderin buyurucu gücüne, istemeyerek de olsa isaret etti; kendinin öldügünü söyleyecegine Tanrinin öldügünü söyledi.Aslinda bununla da kendi yoklugunu söylemek istedi.Kendi faniligini belirtti. O kadar kendini yok gördü ki, ölen biri varsa onun kendisi olacagina inanmak bile istemedi.Ceza olarak öldüreni, kefaret olarak öldüren yerine koydu.Suclunun psikolojisidir bu.Ayni psikolojiyi, Hz. isa`dan sonra gercek incilin yolundan ötürü, peygambere cektirdiklerinin, inanc eksikliklerinin bir cezasi olarak ruhlari kendi iclerinde carmiha gerilirken, yanlis bir atifla Hz. Isa`nin carmiha gerildiginin söylediler. Antik cag insanindan sicramisti bu duygu onlara. Farkinda olmadan, onlardan böyle bir yorum solugu gelmisti.Mermer yontan insanlardan böyle bir taslastirma espirisi gecmisti ruhlarina.Model, anitlastirmak icin herseyden önce dört sabit civiyle insanin karsisina konulmaliydi.Iste, doktora, hastanin ruhundan bu tohum sicramis, sonra o lekesiz alanda boy atmis, büyümüüstü...Nietzsche de, antik caga tirmanmak isterken ayni duyarligi paylasmisti.Bir farkla.Soyutu ögrenmis bir deneme döneminden gecmis olan bir kafa direnisinin farkiyla.Antik cag aldaniyordu, hristiyanlar aldaniyordu ve nihayet Nietzsche aldaniyordu.Carmiha gerilen, Hz. Isa degil. Tanri hic degil, belki kendi ruhlariydi."
-Ruhun dirilisi-
Sezai karakoc

Nietzsche




..."Bundan sonraki yıllar bana düşecek ödev, artık olabildiğince kesin belirlenmişti. Ödevimin olumlayan bölümünü bitirmiştim; sıra sözle ve eylemle hayır diyen yarısına gelmişti: Şimdiye dek süregelen değerlerin yenilenmesine, büyük savaşa, son karar gününün eriştirilmesine. Bu arada ağırdan çevreme bakıyor, kendime yakın bulduklarımı, güçlerine dayanarak yok etme işinde bana yardımcı olabilecekleri arıyordum. -O gün bu gün, bir oltadır yazılarımın her biri: Kim bilir belki de herkesten ustayımdır olta atmakta?... Hiçbir şey vurmadıysa benim değil suç. Balık yoktu..."...

deneme


çabalarız, emek veririz, yoruluruz sonuca varana kadar.. sonra olmadı, isyan ederiz...
"hayatın merkezi" modumuz ancak yenilgilerin suratımızda -5- parmak izi çıkartmasıyla yerini hayatın boşluğuna bırakır..
her hayatın kendi içinde barındırdığı, beslediği, büyüttüğü, çürüttüğü, acıttığı parçalar var.
bilemiyoruz çünkü diğer koyunların hayatını yaşamıyoruz!
empati yöntemi çoğu kez yıpratıyor hayatı, ona göre düşün buna göre konuş
ortam sana ayak uyduramıyorsa sen ortama ayak uydur..
bırak bu işleri!
hayat güzel anam tadını çıkar!
nefretlere deli gibi sevdalara inat kendi istediğini yap!
gökkuşağının renkleri üstünde in dünyanın merkezine diyesim var..
böyle kocaman boş bir arazide avazım çıktıı kadar sessiz kalasım,
gözümü kapatıp rüzgarın yüzüme dokunuşunu hissedesim,
böyle kalbimdekileri dünyaya anlatasım var benim..
çok şey değil küçük ayrıntılar..
büyük oynamadım ömrün boyunca..
hiçbir şey için hırs yapmadım..
ben küçük ayrıntılarla mutluyum..
bu benim, aynıyım, hayat gibi..
severim hayatı o da beni sever arada öle düşünür dertleşir çay içer vedalaşırız..
biz buyuz, öyle işte..bu kadar!

Pazartesi, Ocak 23, 2006

geçmişin temiz yüzü gibi kalamazdım ki..

oya-bora vardı eskiden
ne dinlerdik..
sonra ilk öpücük diye bir İtalyan dizisi vardı show tv de..
okuldan gelir gelmez başlardı,
bitince nasıl üzülürdük..
ertesi günü iple çekerdik..
sokakları kendimize mal ederdik biz..
yakartopu çinçanı sekseği bizden sorulurdu..
evciliklerimiz tadından yenmezdi..
bana hep "anne" rolünü verirlerdi..
gerçek hayatta anne olmak daha kolay gelirdi o zamanlar..
şimdiyse ne kadar yorgun bakıyor gözlerim o günlere..
özlüyorum ve zamanı durduramıyorum..
eriyip gidiyor tüm anılar avuçlarımdan,
akıyorlar sonsuzluğa..
tutamıyorum...

80 li yıllarda çocuk olmak..


80'Lİ YILLARDA YAŞAMAK DEMEK
1980li yıllarda hayatının ilk tecrübelerini yaşamış, ilkokula gitmiş, kenan evren'i, erdal inönü'yü, özalı tanımış olmak, ajda pekkan'ın alo, michael jackson'ın pepsi reklamlarını hatırlayacak kadar şanslı olmak demek Big in Japan, the final countdown, eye of the tiger demek. icraatin içinden demek, semra koy bir kaset de neşemizi bulalım demek. köprü demek, ödediğiniz her kuruş verginin yol, su, elektrik olarak size geri dönmesi demek voltran voltran voltran demek, depozito toplamak adina kola sisesi biriktirmek demek, adilenasitten masal dinlemek demek. debbie gibson, tiffany, jason danovan, sandra, modern talking .vb...dinliyor olmak...comanchero'nun ve life is life'ın sözlerini ezberlemeye çalışmak demek...michael jackson, madonna, samantha fox demek korhan abay,cenk koray,metin milli,ersen ve dadaşlar demek.clementine, he man, she ra, transformers demek. okula siyah önlükle gitmek demek. kayahan,nilüfer,sezen aksu, barış manço ile büyümek demek ihtilal cocugu demek köle izaura demek, ziyaretçiler demek!!!! acidçi misin metalci mi demek... moruk demek, herild yani demek, hey corc versene borc demek, olmaz maykil bende de yok cevabini isitmek demek, geriye donup baktikca ic gecirmek demek... yüzyıl içindeki en iyi, en kıyakkuşak. hem eski hem yeni olmak demek. biraz gözü açık bir 80li yüz yıllık nesil kültürünü bir porsiyonda almış demektir. edi mörfiiiiiii huuuuuuuuuuuuuu şörli makleeyynn yeeeeeee diye bağırıp en az bir technotronic kasedine sahip olmak demek. mahalle ce$melerinden su icmek, bayramlari iple cekmek, cumhurba$kani denince kenan evreni hatirlamak demek koltukaltında topla okul bahçesine yalnız giderken "nasılsa oynıycak birileri vardır" diyebilmek demek eti kemik geciyor demek; evden çıkmayan bilgisayar bebeleri haline gelmeden çocuklugunu yaşayabilmiş,son dönemin bir üyesi olmak ne sorusuna zonk cevabı vermekten zevk duymak, büyüteç ile kağıt yakmak ve siyah kağıtların beyaza oranla daha kolay yandığınıkeşfetmek, 9 voltluk pile dilinle dokunup o ekşi anı yaşamak, televizyon konserlerini teybe çekerken odaya giren anneyi hemen susturmak, 23 nisan çocuk şenliğinde gelen yabancı çocuklara 5 dakikada aşık olmak demek son dersin son 5 dakikasında parkeleri giyip zilin çalmasını beklemek, hurraa kapıya doluşmak, dışarıya pestil olarak çıkmak demek, sinek ilacı arabalarının arkasında bıraktığı bulutta deli gibi dolaşmak demek. kutu kolayı actıktan sonra kapagını cekip cıkarıp atmak demek tipe bak demek fon muzigi laura brannigandan self control olan gunler. bakkala gitmenin, sokakta oynamanin, harclik toplamanin gecerli sayildigi, havuc'un olmadigi yillar demek... her seye ragmen temiz ve el degmememis bir hayatdemek...sonrasinda biz buyuduk ve kirlendi dunya demek. pazar aksamlari mecburen yikanmak ve erken yatmak demek sesi açıp kısmak için televizyonun dibine kadar gidip üstündeki düğmelere basmak zorunda olmak demek sehirlerarasi yolculuklara cikarken otobusun 302s olmasi icin dua etmek. bilet alirken arka kapinin onu ve tekerlek ustu olmasin demek.resimli futbolcu kartlari demek, süper babaannedemek, fantayla kolayi karistirmak demek, mahallekavrami demek. cavusevsku ve karisinin kursuna dizilisini tvden seyretmek demek, o goruntulerin yillar sonra bile kafadan hala cikmami$ olmasi demek. anket ve hatıra defterlerinin olması bunlara seviyorum ama kimi diye başlayan maniler yazmak,önünde tek arkasında 2 çizgi olankülotlu çorapların havada sallanarak giydirilmesi, içinde biri sabunlu iki ıslak bez olan mustili beslenme çantası,dantel yaka,yenen kokulu silgi,leblebi tozu çekerken atlatılan ölüm tehlikeleri,hulahop,ayak bileğine takılarak çevrilen top,sek sek oynamak,bayramda mahalleye dağılıp şeker toplamak, müsaitseniz annemler size gelecek demek trt'nin yayın akışının bitmesiyle çalan istiklal marşı için ayağa kalkıp, marşı hazırolda bangır bangır söylemek ve marşın bitiminden sonra çıkan tiz "biiiiiiiiiiiiip"sesine rağmen televizyonu kapatmamak demek. Zerrin Özer demek. Nasıl da geçmişti bütün bir yaz demek. Bu şarkıya kafanda klip çekmek demek. annelerin çernobil yüzünden çay içirmemesi, gofret yedirmemesi demek.. challengerın olduğugünkü haberleri hatırlamak demek.. pkk saldırılarında her gün mutlaka birilerinin öldüğünü duymak ama anlamamak demek.. veronica castroyu güzel zannetmek demek.. kenan evreni atatürk zannetmek demek.. Yazlık diskolarda içeri alınmamak demek. bunun için ağlamak ve içeride her nedense- You are in the army now- şarkısında sarmaş dolaş danseden abi ve ablalara bakıp özenmek demek gorbaçov'un kafasındaki kırmızılığın ne olduğunu merak etmek, anneye "zeki müren'e teyze mi diyim amca mı diyim" diye sormak, kenan evren'in cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılırken çankaya köşkü basamaklarından yavaş yavaş inip sekreteriyle vedalaşmasını hatırlamak, "hayat bilgisi" kitabında kenan evren'in resmi olması, her yere modern cami inşa etmefuryasına anlam verememek, batman ve şırnak'ın henüz il olmadığı günleri hatırlamak, özalın çenesinin enteresan yapısına anlam veremeyip, "acaba benim çenem de ilerde böyle olur mu" kaygısıyla aynaya bakmak demek... breyk breyk arkadaş arıyorm demek eve lazım olur diye fazlaca pul almak demek ho ho ho hoover demek zeki müren in size alo diyoruuuum demesi demek ilkokulda halley, petrol ve komancero sarkilarini uydurma sozlerle soyleyerek danseden tolga han ozentisi sefil dans gruplari kurmak okul sonrasinda ise her gun kosturarak eve gidip; bu topragin sesi programinda kimil zararlisi ile mucadele yontemleri, orman koylusunun sorunlari ve yuksek randimanli durum bugdayiturleri ile ilgili verilen faydali bilgilerin ardindankamber aga ile uyanik skeclerini buyuk bir ilgi ile izlemek demek kucuk yasta bilinçli bir ciftci kadar ziraat bilgisine sahip olmak demek sinemalarda the lord of the rings, harry potter vs. izlemek yerine jules verne romanlari okumakla gecirilen bir cocukluk demek aldım çantamı kolumaaa, çıktım dallas yoluna, ben babi'yi beklerken ceyar girdi koluma şarkısını dansıyla birlikte bilmek demek. kimler geliyo kimler? sana ne,sana ne? ama bunu söylemenize gerek yokki, ben yapınca alışverişi,zaten alıyorum satış fişi replikleri barındıran ali-ayşegül atik reklamı ve bakkal amca, bir pergel, bir kalem, bir de çikolata alacağım. erooooolll, eroooolll (mahallede çocuklardan biri) buraya gelin dedim size buraya! fişini de al oğlum'daki meşhur erol, hadi hep birlikte,hep birlikte, biz biz olalım yemeklerden önceeee, lavaboya koşalım, hafta da bir kere tırnakları keselim, fırçalayıp onları tertemiz olalım diye şarkılar ezberleyen bir nesil olmak icraatın içinden izleyip özal'ın kalemine bakıp hipnotize olmaya çalışmak videocudan american ninja, kartal,kan sporu ve evil dead gibi filmleri kiralamak demek analogtan dijitale geçiş devrini yaşamış birey olduğunu anlamak ve ikisinden de farklı zevkler aldığının farkına varmak demek çok güzel bir ülkenin son yıllarını hayal meyal hatırlamak, sonra da çivisinin çıkışını görerek büyümek demek Hava durumlarının eksi değil de "sıfırın altında bilmem kaç" denildiğini bilmekdemek Apartmanın çatısına 5 metrelik anten takıp üstüne de tencere kapağı bağlayan bir abinin sizi tv önüne oturtması ve çatıdan oldu mu diye bağırıp anteni ayarlamaya çalışması. yunanistan kanallarını görüntülemek adına .. oldu oldu diye camdan kafayı çıkarıp bağırmak ve kimsenin buna şaşırmaması demek. siyah beyaz ve karlı bir görüntü de olsa .. üstelik yunanca tek kelime anlamasanız da gündüz vakti çizgi film izlemek için az debelenmemiş olmak demek Muhtemelen hayatımız boyunca yaşadığımız en güzel 10 yıl demek... trt 1'de olu$an sorunlar sonucu yayına bir süre ara verildiğinde ekrana getirilen donuk ağaç, dağ bayır resmine 10 dakika hareketsiz bakabilmek demek,
Türkiyede yaşamış son mutlu kuşak olduğunu hüzünle hissetmek demek.
(bir mailden alıntı işte..fene koydu bea..özledim)

Cuma, Ocak 06, 2006

Seni Seviyorum


Sabah uyanmak istemiyorum, gözümü açmak sensiz dünya'ya
Tekrardan uyumak istiyorum..
Sensiz olmak istemiyorum, gözümü açtığımda ol yanımda
Bak ben "söz veriyorum"
Doğan güneşin tadını çıkar
Aşk budur bak adamı yakar
Seninle geçen günlerimiz var ya bana uzaktan bakar
Sensizlikten canım yandı
Gönlüm başkalarına kandı
Sensiz yaşamak çok zor ya kalbim farkına vardı
Günler, aylar geçti, yıllar..
Anladığım bir tek şey var :
"Seni Seviyorum!"
Aşk acısıymış, hep yaşanırmış
Ama artık hepsi bitti,
yalnız seni istiyorum!!...